Bu Blogda Ara

17 Mayıs 2012 Perşembe

Türkiye'deki Forum Siteleri

Türkiye'de bir çok konu üzerine veya karma konular üzerine bir çok forum sitesi olduğu herkesin malumu.
Fakat ne acıdır ki, bu girişimlerin çok büyük bir kısmı hakkını vererek isim yapmak ve ardından maddi getirilerine odaklanacağı yerde. Henüz açılır açılmaz bir çok reklam alayım, üye olmayan link v.s. göremesin ki üye sayısını arttırayım, üye sayım artınca direkt reklam alayım v.s. gibi mantıklarda kurulmuş durumda.

Sonucunda neler görüyoruz peki? Hiç haketmediği halde kalitesiz ve ayıplı ürün satan firmaların yalandan reklamı yapılmış makaleler, rakiplerine tukaka diyen yazılar ve yorumlar.
Herhangi bir bilgi arıyorsanız başlıkla ilgisi olmayan bir sürü cahil zırvalamaları. Hani bizim insanımızın bilmediği yeri bile adres sorana tarif etme alışkanlığı vardır ya, aynen sanal dünyada forum sitelerinde de bunu görüyorsunuz.

Yazılımla ilgili sorulmuş bir soruya biri kalkıp araç karbüratörünün nasıl temizleneceğini yazabiliyor. Örnek biraz abartılı gelmiş olabilir ancak ne yazık ki öyle.

Benim tavsiyem, biraz daha mantıklı, akılcı, dünyada neler oluyor neler yapılıyor, ne şekilde yapılıyor izlenerek yapılmış projeler geliştirmek, buna göre bir yol izlemek. Elbette karşılığında sana bir getirisi olmasın mı? Olsun tabii ki olsun ama bunlar biraz daha omurgalı, sağlam, mantıklı ve yaratıcı şekilde olsun göreceksiniz ki 2 yerine 100 kazanacaksınız zaten o zaman. :)

Sevgiyle kalın.

24 Ocak 2012 Salı

Tablo Alacaklar İçin Önemli Bilgi Kandırılmayın

Son zamanlarda yeni bir moda başladığını fark ettik ve siz değerli sanatseverleri bilgilendirmek istedik.
Sizler dekorasyonunuzu değiştirmek, güzelleştirmek istiyorsunuz ve bir tablo almak istiyorsunuz,
şöyle bir araştırma yapıyorsunuz internetten, ortak e ticaret sitelerindeki ilanlara bakıyorsunuz.
Ne görüyorsunuz? Alacağınız tablo ile ilgili bilgileri görmek isterken, baskı makinemiz iç mekan,
dış mekan, UV boyalı, Pigment boyalı, şu kadar DPI bu kadar çözünürlükte baskı yapıyor, 8 renkti,
16 renkti uçuyordu kaçıyordu v.s. ayrıca yok vernikliydi, değildi, MDF'ydi, Ahşaptı bir sürü bilgi.
Sanki üretim atölyesini veya yazıcıyı satın alacaksınız.

Otomobil veya buzdolabı satın alacağınız zaman fabrikadaki makine ve çalışanlar hakkında bilgi
veriyorlar mı? Zaten bizi de ilgilendirmiyor. Önemli olan alacağımız ürünün kalitesi, sağlamlığı ve
en önemlisi sağlığa zararlı olup olmaması, ki bunları daha önceki makalemizde sizlerle detaylı
olarak paylaşmıştım.

Şimdi gelelim teknik bilgilendirmeye;
Sevgili sanatseverler ve dekorasyon tutkunları, yazıcılar için bahsedilen çözünürlük bir inch kareye
(2,54 X 2,54 cm) sığan noktacığı ifade eder yani 1200 DPI baskı demek 2,54 cm2 alana
1200 noktacık düştüğünü ifade eder, gözle görebilir misiniz? Hayır, günümüzde en düşük yazıcılar 
bile 900 DPI'dan aşağı nokta düşürmemektedir en yüksek yazıcılarda ise 9600 DPI kalite 
alınmaktadır. peki 2,54 cm içinde yer alan 1000 noktacık ile 5000 noktacığı gözümüzle
fark edebilir miyiz? Elbette Hayır çünkü zaten bu noktacıkların bir tanesinin yani 1 pixelin değeri: 
0,36 mm.'dir yani yarım milimetre bile değildir. Dokulu bir meteryal üzerinde bu noktacıkları çıplak 
gözle seçebilir misiniz? Elbette hayır.

Peki önemli olan nedir? Bazı tablolar neden bulanık bulanık iken bazıları şıkır şıkır cam gibidir? 
Makine ile mi ilgili boya ile mi? Yoksa vernik mi? Maalesef hepsinin cevabı HAYIR.
Önemli olan sadece bir tek kıstas vardır, orjinal dökümanın çözünürlük kalitesi, makineniz ne kadar 
yüksek DPI baskı yapıyor olursa olsun, elinizdeki orjinal maksimum 35X50 basılabilecek kalitede ise
daha büyük ebatlarda basıldığı an işte o gördüğünüz bulanık tablolar ve net olmayan kötü bir
görüntü olacaktır.

Peki neden makinenin teknik bilgileri reklam ediliyor diye merak edecek olursanız, googledan indirilen, telif ödemeyerek düşük çözünürlüklü olarak temin edilen resimleri  tablo olarak nasıl 
satabilirsiniz? Tabii ki ancak kafa karıştırarak pazarlayabilirsiniz.

Merak ettiğiniz her türlü soru için bize çekinmeden www.tablom.com'a  danışabilirsiniz.

23 Ekim 2011 Pazar

Tablo Alırken Dikkat Edilecek İpuçları

Merhaba sevgili sanat ve dekorasyon severler;
 Son zamanlarda çok ciddi sayıda kişi ve firma CANVAS TABLO ve YAĞLIBOYA TABLO satışı
 yapmaya başlamıştır. Tabii ki herkes istediği işi yapabilir bunda hiçbir sorun yok.
Lakin son zamanlarda tarafımıza gelen sorular, şikayetler ve taleplerden anladık ki amaç işini layıkıyla
yaparak para kazanmak değil insanları kandırarak para kazanmakmış.

İsterseniz en çok gelen şikayetleri size maddeler halinde açıklayalım ve sebeplerini de anlatalım.
Yazının sonunda göreceksiniz ki herkesin kullandığı EN KALİTELİSİ EN UCUZU sloganları
 atalarımızın da dediği gibi "Ucuz Etin Yahnisi Yavan Olur" sözü ne kadar doğruymuş.

1) Canvas plastik gibi bir madde mi? Ben bir kaç yerden aldım ama böyle geldi.
CEVAP: CANVAS plastik gibi, naylon gibi değildir, o malzeme VINIL veya BRANDA denilen ucuz
bir malzemedir, zaten CANVAS Türkçe'de karşılığı KANVAS kumaş olarak geçer oysa resim için
kullanılan malzemenin Türkçe Karşılığı TUVAL BEZİ'dir. Canvas aldatmacası ile Branda'ya (vinil)

baskı yapılarak gönderen firmalar tabii ki ucuza satabilirler çünkü Tuval bezi ile arasında 4/1 bir fiyat
farkı vardır ve brandaya dış mekan dediğimiz SOLVENT boya ile baskı yaptıkları için vernik ve
 kuruma süresi gibi işçilik maliyetlerinden de kurtulmuşlardır, oysa ne acıdır ki SOLVENT bazlı
 kimyasallar ciddi kanserojen özelliği taşımaktadır ve siz bunu tüm sevdiklerinizle yaşadığınız yere
 asacak ve o havayı çocuklarınızla birlikte teneffüs edeceksiniz.
2) 400 TL'ya yağlıboya tablo aldım ama aynısı 1 hafta sonra çerçevecide 150 TL'ya üstelik çerçeveli
olarak gördüm.
CEVAP: Belli bir ressama ait bir yağlı boya tabloyu zaten 500 TL'dan daha ucuza alabilme imkanınız
kolay kolay olamaz. Piyasada satılan ve MODERN adı altında pazarlanan, Avrupalı, Afrikalı,
 Amerikalı ressamların tablosu diye pazarlanan ürünlerin %90'ı Uzakdoğu ve Çin'den gelen toptan
 çerçeve satan firmalarda 10 TL ile 50 TL arasında değişen fiyatlara satılan tablolardır.
 Zaten aynı yağlıboya'nın defalarca satılması nasıl mümkün olabilir takdirini sizlere bırakalım.
3) Ben bir tablo almıştım ama 6 ay sonra soldu.
CEVAP: Bazı firmalar da vernikleme işlemi için vakit kaybı yaşamamak için veya çok çok kalitesiz
kumaş kullandıklarından solması kaçınılmazdır. Usulüne uygun yapılmış bir tablo onlarca, hatta
yüzlerce yıl ilk günkü gibi  solmadan durur.
4) Süngerli diye satılan tablolar var onlar daha iyi değil mi?
CEVAP: Evet son zamanlarda bir de Sünger ve mukavva destekli diye lanse edilerek satılan ürünler
çıktı, biz bunu da araştırdık ve sebebini öğrendik. Ahşap şase yerine MDF kullanıyorlar ama ince
bir MDF bildiğiniz gibi MDF kimyasallar ile birleştirilerek tabakalanmış ahşap tozundan başka birşey
değildir, yani ATIK ve Kimyasal içeren bir üründür. Bu incecik MDF'yi kalınlaştırabilmek ve resmi
 sert MDF'ye gerdirebilmek için de çareyi üzerine Mukkavva koymakta ve keskin kenarları resime iz
yapmasın diye de sünger koymakta bulmuşlar. Ancak sünger zaman içerisinde sönecek ve o iz bir
şekilde resminizde belli olacaktır. Burdaki amaç Ahşap kullanmayarak maliyeti düşük tutabilmektir.
Eee ne de olsa o izin belli olmaya başlaması 4-5 ayı bulur, 5 ay sonra da çoğu kişi iade etmeye
 çalışmaz değil mi? :)
5) Ben bir tablo aldım 5-6 mm kalınlığı var. İncecik.
CEVAP: Bu da mevcut baskının FOREX denilen bir reklam malzemesine yapıştırıcı ile yapıştırılarak
 elde edilen bir türü, hatta bu üretimlerin bir çoğu Kanvas veya Tuval Bezine de değil bildiğimiz
Yapışkanlı Folyo (PVC esaslı Fotoğraf kağıdı) ile yapılmaktadır. Poster alacaksanız doğru tercih ama
kesinlikle bir tablo değildir emin olun. Tabii poster için doğru tercih derken bunların içinde de
 SOLVENT ile basılanlar var aman dikkat.
6) İade garantili diyerek satılan ürünü beğenmedim ama iade almadılar, elimde kaldı.
CEVAP: Yukarıdaki 5 maddeyi okuduysanız, amaçları insanları aldatarak para kazanmak olanlar sizce
iade alırlar mı?

Bunların haricinde merak ettiğiniz veya öğrenmek istediğiniz şeyler var ise bize bu blogdan ulaşabilir
veya bilgi@tablom.com adresine mail atabilirsiniz.

Unutmayın her tabloyu TABLOM diyerek benimsiyemezsiniz.

23 Ekim 2010 Cumartesi

Dekorasyonda Farklılık İçin Süper Fırsat

Evinize, ofisinize, işletmenize, odanıza renk katabilecek her çeşit tabloyu bulabileceğiniz bir adres;
Herkes evinin, çalıştığı yerin farklı gözükmesini ve hayran kalınmasını ister. Bunun için dekorasyonun tamamlayıcısı ve vazgeçilmezi hatta bazen genel dekorasyonu tamamlamanın ötesine geçip ilk göze çarpan şey tablolardır. Tabii günümüzde hemen heryerde, herkesin bulabileceğinin dışında bazı farklılıklar arıyor insan.
Herkeste olan bir tablonun haricinde bir eserle süslenmiş görmek istiyor insan mekanını.
İşte bu noktada TABLOM sitesi sizlere hem dünyaca ünlü klasik eserleri, hem popüler klasik eserleri sunmasının yanında tamamen kendilerine ait tasarımlardan oluşan tablolar sunuyor.
Heryerde bulabileceğiniz tabloları Türkiye’deki en hesaplı fiyatlarla beğeninize sunarken aynı zamanda çok farklı dizaynlarda hiçbiryerde göremeyeceğiniz eserler var. Her gün onlarca yeni eser ekleniyor. Günün büyük kısmını bu galeriyi gezerek harcasanız inanın sıkılmazsınız.
Eğer dekorasyonunuzda değişiklik yaparken tablo almak niyetindeyseniz www.tablom.com sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Bu arada World özellikli kredi kartına 12 aya veren taksit imkanı sunarken kargo v.s. gibi ekstra hiçbir ücret de talep edilmiyor. Üstelik Havale/EFT ile yapılan ödemelere anında %8 indirim var bu kampanyaları ne kadar sürer bilmiyorum ama kaçırmamanızı tavsiye ederim.

15 Ekim 2010 Cuma

2000'lerin En Büyük Mutsuzluk Sebebi Sizce Nedir?

2000'li yılların hemen başlarında başlayan, küresel anlamda insanların mutsuzlaşmaya başlamasının bir çok sebebi ortaya atıldı. Bu sebeplerin çok büyük çoğunluğu aslında bizlerin nankörleştiğinden, gelişen teknoloji ile herşeyin elimizin altında olmasının verdiği doyumsuzluk ile yaptığımız nankörlüklere bağlanıp durdu.
Ben olaya farklı ve başka bir açıdan bakacağım. Eğer söz konusu tezler doğru olsa idi dünya üzerinde şu an neredeyse nankör olmayan ve elindekinin kıymetini bilen bir insan bulunamıyor demek olacaktı. Oysa bunu savunmak bir çok kişinin yanında ilk başta kendimize haksızlık etmek olacaktır.
Bu psikolojinin asıl sebebi gelişen teknoloji ile herşeye çabuk ulaşmamız ve sahip olmamız değil, bu teknolojinin kötüye kullanılması ve bizleri insan yapan özelliklerden uzaklaştırılmaya zorlanmamızdır.
Peki nedir bu zorla bizi insani özelliklerden uzaklaştıran şeyler? Bunların en önemlisini sizlere anlatmaya çalışacağım.

Gelişen teknoloji insanlara hayatı kolaylaştıracağı yerde neden zorlaştırıyor? Çünkü artık 5 kişinin yapabildiği alet, makina, programlar ve bilgisayarlar olmasına rağmen 1 kişiden 10 kişinin işini bitirmesini istiyorlar, bunun için ise daha fazla saatlerde çalışmak, daha fazla baskı altında çalışmak gerekiyor. Bu ise şu demek: Daha çok çalışmak = Daha az dinlenme, daha az uyku, daha az sosyal hayat, kendine ve ailene çok daha az vakit ayırma = daha fazla stress, daha fazla gerginlik, daha fazla MUTSUZLUK.
Bunun nankörlüğü nerede? Ya da bunu bana nankörlük ile nasıl izah edebilirsiniz. Olaylara derinlemesine bakmadığımız sürece gayet basit görünmektedir, ne var ki 1-2 saat fazla çalışılsa, diye görebiliriz ancak söz konusu durum 1 gün, 1 hafta, 1 ay için değil ÖMÜR BOYU hale gelmiş durumda. İlk başta sorgulamamız gereken budur, peki ne yapabiliriz ki bu 1-2 saatte diyecek olanlar da olacaktır. Bunun cevabını kendilerine bırakıyorum eğer boş değil de yoğun bir tempo ile yaşayan bir bireyseniz size her gün fazladan 1 saat verelim dediğimde yüzünüzde oluşabilecek tebessümü hayal edebiliyorum.
Tabii tüm bu tespitlerin yanında bunun çözümü ne olacak peki diyenler de vardır. Günümüz şartlarına tek başına çözüm bulabilme olanağı ütopyadan öteye geçemez belki. Ama en azından daha iyi şartlarda çalışma imkanları aramak ve bu hususlarda biraz direnmek için belki bir miktar da olsa cesaret verebilmişimdir. Ama asıl önemlisi en büyük küresel yalana inanmamanızı sağlayabildilysem o olmuştur. Sen, ben, biz; nankör değiliz, İNSANIZ arkadaşımızı facebook, twiter'dan değil yüzyüze görmek isteriz ara sıra da olsa, kucaklamak isteriz, dertleşmek isteriz. Yanında oooof çekmek isteriz bir sevdiğimizin neyin var diye sorması için yoksa MSN Nick'imize yazmak istemeyiz özümüzde. Biraz daha fazla oturmak isteriz akşam yemeği sofrasında ailece, birlikte vakit geçirebilmek için.
Biz İNSANIZ çünkü, makine değil, o yapılan makineleri kullanmak için biz varız, makineleşmek için değil. Bunu unutmayalım, NANKÖR değiliz İNSANIZ, anlamayanlara da anlatmaya çalışalım.